18 Nisan 2014

Doğumgünü Partisi ve Organizasyon Fikirleri


     Geçen hafta kız kardeşimin doğumgünüydü. Ona aylar öncesinden söz vermiştim, ilk ve artık büyümeye başladıkları için son kez dışarıda ve özel ayarlanmış bir parti hazırlayacağıma. 10 yaşına giriyordu kardeşim ve doğumgünü bahane arkadaşlarıyla eğlenmesi şahane bir parti hazırlamalıydım:) Çok hevesli olarak başladığım ve pasta-kurabiye-kek-şekerlemeler vs ile tüm düzenlemelerin bana ait olduğu bu işte, beceremeyeceğimi ve misafirlerine rezil olacağını sanan annem-babam engel olmaya çalışsa da alnımın akıyla çıktım çok şükür bu işten. İşe davetiye basmakla başladık. Öyle ahım şahım bir şey değil ama belki bu hazır şablon üzerinde değişiklik yaparak kullanmak isteyenler olur diye ekliyorum. İşte kardeşimin doğumgünü davetiyesi :



                                                             Şimdi de şöyle bir bakalım düzen nasıl olmuş:





Mekanın nasıl bir yer olduğunu anlayamayanlara hemen söyleyeyim: Mekanımız boş bir dükkan. İçerisinde sadece 3-4 masa ve 20-25 kadar plastik sandalye vardı. Ortamı düzenlemek de bana düşmüştü haliyle. Zaten günlerdir ayarlamalar yaptığım için kafamda nereye ne asacağımda belliydi az çok. Ama itiraf edeyim zaman yetmediğinden kafamdakinden daha sade bir ortam oldu. Yoksa tüm duvarları ve yerleri balonlarla süslemek vardı aklımda ama olsun sadelik iyidir diyerek teselli buluyorum:)

Ayrıntılara bakacak olursak önce süslemelere bakalım:


İkram masasının hemen yanına iki duvara çiçek balonlar yapıştırarak balonlar arasından geçirdiğim kurdelaya fotoğraflar astım. Kardeşimin doğduğu zamandan 10 yaşına gelene kadarki döneme ait yaş-zaman sırasına göre olan fotoğrafları uğur böcekli mini mandallar ile astım. Bence gayet sevimli olmuştu ve hatta giderken fotoğrafları yada mandalları isteyenler oldu.



  



Vakit yettiğince balondan çiçekler yapıp duvarlara astım. Misafirler gelene duvarlar istediğim kadar balon ile süslenmemişti ama yine de yeterliydi sanki. Ayrıca kalp balonlar çok güzelmiş. Alırken tereddütlüydüm ve gerek yok diye düşünmüştüm ama çok tatlı durdular. Orhan Gencebay resminin oraya asılması ise bir sır :) Doğumgününe gelenlere de birkaç kez sorulmasına rağmen söylemedim zamanı gelene kadar. Sizlere de az sonra söyleyeceğim.



Doğumgünün kutlu olsun yazısını yazdığım kağıtlar sizin de tahmin ettiğiniz üzere dantel desenli kağıt bardak altlıkları:) Her bir altlığa bir harf yazıp oluklu pembe kartona yapıştırdım. Bu kartonun çevresindeki mor ve sarı süsleri ise peçeteden yaptım. Daha sonra başka bir yazımda yapımını anlatacağım.

                                               
Pinyata da vardı ayrıca. Her ne kadar doğumgününe saatler kala tamamlamış olduğumdan şekli-görünüşü istediğim gibi olmasa da amacını gördü ve çocukları eğlendirdi. Pinyatanın içini küçük küçük kesilmiş keçe parçalarından konfeti yaparak doldurdum ve içine şeker-çikolatalar koydum. Pinyatanın yapılışı da yine başka bir yazımda gelecek.



                                                        Masamızdakilere yakından bakmak isterseniz:


Tek tek fotoğraflayamadığım çok şey var maalesef. Yine de fotoğrafları olanlara bakalım:



Dışarıdan topladığım dalları ve kozalakları gri sprey boya ile boyadım. Dallardan kurabiye ağacı yapmaktı niyetim. Ancak dallar 5 kurabiyeden fazlasını taşımayıp kırılmaya başlayınca ben de kurabiyelerin bir kısmını dallardan geçirip bir kısmını ise masaya koydum. Boyanan kozalakları ise kurabiye ağacımızın dibine-saksıya koydum. Ayrıca kalanları dekoratif amaçlı olarak bu şekilde kullanıldım:


Masadakilere devam edersek;



 Aslında rengarenk cupcakeler yapmam gerekirken yine zaman azlığından ve yapamamaktan korktuğumdan gül şekilli kekler yaptım.Ayrıca hazıra kaçıp etipuflar ile kalan boşlukları doldurdum :)



Çocuklara alınan şekerler için kalp şeklinde kesip keçe ve kurdela ile süslediğim köpüğü kullandım. Aynı işlemi bezeler için de yaptım. Yine kalp şeklinde kestiğim köpüğün kenarlarına kurdela yapıştırdım ve içten dışa doğru: beyaz, turuncu ve sarı renkteki bezeleri kürdanlara batırarak kalp şeklinde beze buketi yaptım.


Marshmellow şekerleri çöp şişlere batırıp hello kity resimleri yapıştırdığım ve içine köpük yerleştirdiğim saksılara koydum. Aslında marshmellowları tek tek erimiş çikolatalara batırıp üzerlerini pasta süsü ile süslemeyi istemiştim ama bahane gibi olsa da sebep "yetmeyen zaman".
(Bu arada Hello Kity resimleri Hello Kity desenli/markalı pijama etiketleri:))







Badem şekerlerini ve çikolataları koymak için aldığım kavanozları da süslemesem olmazdı. Onlar da kurdela ve güllerden nasiplerini aldılar.



Ve tabii bir de sakız makinamız! Aslında m&m çikolata makinası ama biz o gün sakız makinası olarak kullandık. Bu mini sakız/çikolata makinasını erkek kardeşim, kız kardeşime hediye olarak İngiltereden almıştı çok daha önce. Çok sevimli ve çocukları eğlendirmek için işe yarar birşeymiş. 


Masamızda ayrıca patlamış mısırlarımız da vardı. Yalnız bunları kendim patlatmadım. Çerezzanın hazır patlamış mısırlarından çocukların sayısına göre en büyük boy kurabiye poşetlerine koyduk. Masada gördüğünüz pasta ile ilgili yazım da yine daha sonra...

Doğumgünün de çocukların eğlenmesi için neler yapılabilir diye düşünüp palyaço peruğu, burnu, çeşitli maskeler ve bıyıklar, psikopat gözlüğü gibi malzemeler almıştım. Onlar sayesinde böyle eğlenceli görüntüler çıktı ortaya:) 



Ayrıca çeşitli oyunlar da oynadık. Mikrofonumuz vardı ve çocuklar karaoke yaptılar, bağıra çağıra şarkılar söylediler. Tabii olan bizlerin zavallı kulaklarına ve ağrıyan başlarına oldu:) Klasik ve vazgeçilmezdir; sandalye kapmaca oynadılar. Kaşık ile ağızlarında yumurta değil ama pinpon topu ile gitme yarışı yaptılar. Pinyata patlattılar. Ve bir de bu oyun vardı ki işte başta söylemediğim Orhan Gencebay'ın sırrı:


Tam fotoğrafın karşısına getirip gözlerini bağladığımız çocukları kendi etraflarında 2-3 kez döndürüp başlarını da döndürdük:) Ardından verdik ellerine takma bıyıkları ve doğru yere yapıştıramayışlarını kahkahalarla izledik. Gidip başka duvara yapıştıranlar da oldu tabii, bu yine yaklaşmış olanlardan birinin fotoğrafı :)

Ayrıca gelen misafirlere o günden hatıra ufak bir hediye de dağıttık. Tabii ki o da diğer herşey gibi benim tarafımdan yapıldı. Ama bu tüle sarılı olanların ne olduğu ve nasıl yapıldığı yine başka bir yazımda...



Ve işte doğumgünü çocuğu:

İyiki doğdun, daha nice güzel yaşlara...



24 Mart 2014

İstanbul Buzdolabı Sticker

    Herkese merhaba. Blogumu ihmal ettim ve post yazmayalı epey oldu. Hatta bir ara tamamen blogu bırakmayı da düşündüm ama yaptığım işler ile birilerine fikir verecek olma düşüncesi buna engel oldu :)

     Bu yazım yaklaşık 6-7 ay önce yaptığım bir sticker üzerine. Daha önce de yapışkanlı kağıtlar ile 3 farklı sticker yapmıştım. Merak edenler için o stickerlar da bu konuda: sticklarım.

     Stickerı daha önce İstanbul desenli berjer yenileme ve saat yenileme konularımda gördüğünüz berjere ve saate uygun olsun diye "İstanbul" desenli yaptım.

       Malzemeler ise; siyah yapışkanlı kağıt ve makas o kadar:) Şekilleri nasıl yaptığıma gelecek olursam; yapışkanlı kağıt üzerine şekilleri çizip kesip yapıştırmak yeterli:) Martılar ve boğaz köprüsü ise sadece şeritler halinde kesilmiş yapışkanlı kağıtlardan ibaret. Yapmak isteyen olursa şimdiden kolay gelsin:)




21 Kasım 2013

Mağazama Herkesi Beklerim:) ikincielneararsan.blogspot.com

      Hep aklımda olan birşeydi bir satış blogu açmak. Amaç satış yapmak, para kazanmak vs değil, boş boş duran, bir işe yaramayan eşyaları işe yarar şekilde kullanabilecek kişilerle buluşturmak. Bunun için bir satış blogu açtım kendime: ikincielneararsan.blogspot.com

     Bu blog şu an için her ne kadar kıyafet, çanta satışı ağırlıklı görünse de yakında araba dahil:) ikinci el satabileceğim her şeyi göreceksiniz. Beklerim...


8 Kasım 2013

Papyonlu Bebek Badisi ve Kartondan Vazo

        Elimde biriken işleri sizlerle paylaşmak istedim yavaş yavaş. O yüzden yaptıklarımın birbiriyle alakası olmasa da birlikte yayınlıyorum. İlki bir arkadaşımın bebeği için, sade bir badiyi "küçük adam kıyafeti":) haline getirmek için yapılan bir iş. Üstelik çok ta kolay. Sadece kumaş parçası yeterli bunun için. Büyük kumaşımızın ortasından küçük kumaşı geçirip fiyonk şeklini almasını sağlıyoruz. Sonra da badiye dikiyoruz, bu kadar basit. Aynı şekilde kumaştan kravat şekli de yapıp uygulanabilir.









        Sonra ki iş ise daha önce şu: Karton Kutudan Vazo'msu konumda da anlattığıma benzer şekilde vazomsu elde etmekti:) Bunun için malzemelerim yine evde var olanlardan ibaretti. İnternetten alışveriş yaptığımda aldığım temizlik sopasını kalın bir rulo ile göndermişlerdi. O kadar sağlamdı ki daha görür görmez bunu yapmayı düşünmüştüm zaten. Önce ruloyu ortadan ikiye kestim. Dış yüzeyini beyaz renge 2 kat boyadım. Boya bittikten sonra rulonun en üstüne bir kurdela ile fiyonk yapıp üzerini taşlarla süsledim. Son olarak kelebekli peçeteden büyüklü küçüklü kelebekleri kesip boyanan ruloya dekupaj yaptım. Dekupajın ne olduğunu bilmeyenler varsa diye söylüyorum; peçetenin desenli olan kısmını kesip peçete tek kat kalacak şekilde ayırıyoruz. Ardından deseni yapıştırmak istediğimiz yüzeye ve peçeteye ahşap tutkalını sürüp yapıştırıyoruz. Çok hafif peçetenin üstünden de tutkalla geçebiliriz. Kuruduktan sonra daha sağlam olması için vernik uygulanabilir. Bu arada gerçek dekupaj ustaları bu anlatımı okuduktan sonra yanlışlık olan yer varsa düzeltirse sevinirim:) Sonuç nasıl olmuş?





7 Kasım 2013

Huzura Yolculuk: Abant



         Epey ara verdim geri dönüşüm,boyama,kesme-yapıştırma işlerine. Bu aralar daha çok bir tavsiye blogu olma yolunda ilerliyorum sanki. Bir dahakine de internet üzerinde güvenilir alışveriş sitelerinden bahsedebilirim. Ama şimdi hafta sonu kaçamağı yapmak istiyoruz acaba nereye gitsek yada düğünüm kışa denk geliyor yurtiçi kış tatili nerede güzel olur diyenler olursa diye bir tavsiyem var: Bolu-Abant

          Kesinlikle çok güzel bir yer. Sakin, sessiz, doğa harikası... Nefes alırken burnunun yandığını hissediyor insan, oksijen yoğunluğundan. Burayı gördükten sonra bunca zaman neden gitmedim diye hayıflandım ve hatta taşın, gürültünün içinde ne işim var diye düşünüp dönmeyip oraya yerleşmeye karar vermiştim.

                                                                             Haydi Abant'a gidiyoruz :)


     Önceden sadece geçerken uğrarız, gezeriz diye düşünmüştük biz Bolu için. Eşim Zonguldaklı ve bayram için gittiğimiz Zonguldaktan sonra Ankara'da işimiz vardı. Yol üzerinde Bolu'ya da uğrayalım gezelim 1 gün kalıp dinlenmiş olarak yola devam edelim demiştik. Ama 2 gün kaldık ve eğer işimiz olmasaydı bu 4-5 gün de olabilirdi. Önce bizi bir sürpriz bekliyordu. Tam Abant dönüşüne gelmiştik ki yol çalışması vardı. Abant yolu 09:00-18:00 saatleri arasında kapalıymış meğer. Alternatif yol için fazladan 70 km gitmek gerekiyormuş. Biz de saat 18:00'e kadar Bolu merkezi gezmeye karar verdik. O sırada aklımıza Karacasu kaplıcaları geldi. Merak edenler için işte linki: Bolu Karacasu Küçük Kaplıca

       Karacasu Bolu merkeze neredeyse 5 dakikalık bir mesafede. Küçük kaplıca ise otel odaları ve dubleks evler bulunan bir yer. Otel kısmında ve dubleks evlerde kalanların ortak kullanabileceği ikişer havuzdan oluşan bay-bayan kaplıca havuzları var. Ayrıca bu havuzlara günübirlik kullanım için dışarıdan gelenlerde girebilir. Bunun için kaplıca giriş ücreti 10 TL. Ayrıca bizim yaptığımız gibi aile banyolarını da kullanabilirsiniz. Biz buraya ilk gittiğimizde önce gecelik dubleks evlerin ücretini sorduk ancak sadece konaklama 160 TL çok geldiği için sadece aile kaplıcasını kullanıp akşam tekrar Abant'a gideriz diye karar verdik. Sadece aile banyosu kullanmak isterseniz ise ücreti saatlik 40 TL. Diğer ortak kullanım havuzları tüm gün 10 TL ve onlarla kıyaslayınca ücret çok gelebilir ama zaten 1 saatten fazla kaplıcada kalabilen olacağını da sanmıyorum. Bu aile banyoları bahsedilen dubleks evlerin içindeki banyolar. Tüm odalar kilitli oluyor ve boş olan bir dubleks evin banyosunu bu şekilde saatlik kiralıyorlarmış. Bence eşinizle/çocuğunuzla ayrı olmak ve kalabalıkta kaplıca kullanmak istemezseniz gayet güzel.

                                                               Dublekslerin dışarıdan görüntüsü ve aile banyoları....

                                                             

                                                                             















          Karacasu sonrası Bolu merkezi turladık şöyle bir. Genel olarak küçük ama sevimli bir şehir. Kaplıca ve Bolu turu sonrası Abant'a geri döndük. Yol yapım çalışması saatleri dolmuştu ne de olsa. Bu arada gitmek isteyen olursa yol çalışmaları çoktan bitmiş, şuan böyle bir şeyle karşılaşmazsınız.

         Abant'a geldiğimizde nerede kalacağımız belli değildi ama internette önceden yaptığım bir araştırmayla az çok kafamda bir yerler vardı. Biz kalacak yer konusunda esnaflardan bilgi-tavsiye almak istedik. Yerli esnafın tavsiyesi ile benim internette resimlerini görüp beğendiğim yer örtüşünce direkt olarak oraya gittik: Yayla Pansiyon

         Bu pansiyonun sahibi, çalışanları o kadar iyi insanlar ki. Aslında genel olarak Bolu insanı öyle sanırım, herkes çok doğal, çok samimi... Pansiyon, tam bir aile pansiyonu. Abi-kardeş, onların eşleri ve anneleri işletiyorlar. Asıl önemli kısım ise pansiyonun tertemiz oluşu. O kadar ki ayakkabıyla içeriye girmek yasak. Ha pansiyon deyince hayalinizde bakımsız, küçük vs bir yer de canlanmasın. Odalarının otel odalarından hiçbir farkı yoktu.


Pansiyonun dıştan görünüşü.

       Bulunduğu yer... Arkası dağ, karşısı dağ ve gözünün alabildiği yer ağaçlar ile dolu. Sabah kuş sesleriyle uyanıp, bol oksijeni ciğerlerinize çektiğinizi hayal edin.


Ayakkabı ile girmek yasaktır:)
























 

                                                               Pansiyonun içinden fotoğraflar ve odalar:




           Bu kadar anlatmamdan ve fotoğraflardan sonra fiyatını merak edenler vardır eminim. Oda ve kahvaltı fiyatı 80 TL ile 100 TL şeklinde hafta içi-hafta sonu olmasına göre değişiyor. Tabii bayram, sömestr tatili gibi zamanlarda farklılık gösteriyordur mutlaka. Ayrıca akşam yemeği de bulunuyor. Zaten teyzeler sizi aç bırakmazlar orada hiç merak etmeyin. Sanki müşteri değil, onlara misafirliğe giden biriymişsiniz gibi davrandıkları için, "Severseniz şundan da getireyim", "Bu yetmez az daha vereyim"... gibi diyaloglar çokça geçecektir aranızda:)

            Gelelim orayı gezilecek görülecek yerlerden yapan asıl sebebe: Abant gölüne... Abant gölü tabiat parkı olarak geçiyor aslında. Göl ve çevresi Milli Parklar idaresinde. Giriş ücretli. Otomobil: 10 TL, eğer aracınızla girmek istemezseniz yada zaten araçla gitmediyseniz kişi başı: 3 TL. Göl çevresi 7 km imiş. Biz araçla girmek istemedik ve göl çevresini yürüyerek tamamlamak istedik. Daha girer girmez gözünüzün gönlünüzün açıldığı, her tarafı ağaçlarla kaplı, kuş seslerinden başka sesin olmadığı bir yeri araba içerisinde gezemezdik.

         
               Daha parktan içeri girip gölün çevresine gelir gelmez huzur doluyor insan. Orada oturup saatlerce sessizliği dinleyebilirsiniz. Çevrenizdeki ağaçlara, hayvanlara, gökyüzüne, göle bakıp tefekkür edebilirsiniz. Kesinlikle sinirleri alınmış gibi oluyor insan. Ben ki normalde sinirli bir insanımdır, oradaki 2 gün boyunca kendime şaşırdım hiçbirşeye sinirlenmeyen, olumlu, şeker gibi biri oldum çıktım:) Tabii ki dönüş yolunda büyükşehir trafiğine girene kadar...
         
                 Parkın girişinde faytonlar var, gölü fayton ile de turlayabilirsiniz. Ya da ata binmek isterseniz ama daha önce hiç binmediyseniz atların bakıcıları yanınızdayken at ile de gezebilirsiniz. İsterseniz biraz yürüdükten sonra bisiklet de kiralayabilirsiniz. Ayrıca gölün çevresinde çeşitli noktalarda piknik alanları bulunuyor. Tabii cafe/restaurantlar da var. Bir de yine tabiat parkı içerisinden geçerek gidilebilecek göl manzaralı oteller... Ancak gitmeden önce yaptığım kısa bir araştırmada buraların fiyatlarının çok fazla olduğunu görmüştüm. Bizde göl değil dağ manzarasıyla yetindik bu yüzden. Neyse ki kahvaltıdan hemen sonra gelip akşama kadar vakit geçirdiğimizden sonrasında göl manzarasını görmemenin eksikliğini hissetmedik.

       

             Biz eşimle arabayı bırakıp gölün çevresini yürüyerek tamamlamak istedik demiştim hatırlarsanız. Ama ne mümkün... Her yerde "buranın manzarası çok güzelmiş biraz oturup seyredelim", "şurası ne güzel fotoğraf çekinelim" diye diye ilerleyemiyorduk. Ki fotoğraftan da gördüğünüz gibi az buz yol da değilmiş hani. Bunu yolun tam ortasına geldiğimizde farkettik. Biz fotoğrafla, manzarayı izlemekle, kuş seslerini dinlemekle oyalanırken güneşte çekilmeye başlamış yavaş yavaş. Devam edelim dedik olmadı hem yorulmaya başlamıştık hem de dağların güneşin önüne geçtiği kısma doğru yol aldığımızdan üşümeye başladık. Dönelim desek 3,5-4 km yol vardı gerimizde. Biz de çareyi otostop da bulduk:) Bir daha gidersem gittiğimin tam aksi yönünde çevreleyecek şekilde yürüyeceğim ki güneşi kaçırmayalım.

           Şimdilik benden bu kadar. Sizin de Bolu'ya yolunuz düşerse, fırsat bulursanız bu fırsatı kaçırmayın ve daha fazlasını gezin, görün, yaşayın...

Google+ Badge